Perşembe, Nisan 01, 2010

Müzikte gerilla taktiği: KÜL





Ska ve rock şarkıları yorumlayan sevimli bir boyband projesi olan Karton Sushi’nin rafa kalkıp küllerinden Kül’ün doğması yerinde olmuş. Ankara’da aynı hayatları yaşayan, aynı evi paylaşan, aynı kafaya sahip Arın, Akay, Yiğit ve Koray’dan oluşan Kül’ün evde kayıt yapma dönemleri bitti. Tarkan Gözübüyük prodüktörlüğünde kayıtları tamamlanan yeni albümlerinin yayınlanmasına az bir zaman kaldı. Bahar da geldi. Onları çeşitli üniversitelerin bahar şenliklerinde ve yaz festivallerinde bol bol takip edeceksiniz.


Albüm istiyoruz artık, albüm! Ne zaman geliyor? Neden gecikti?
Akay: Uzun aralıklarla devam edebildiğimiz kayıtlarımız bitti, miks ve mastering aşamasına geçtik. Çoğu gitti, azı kaldı yani.
Yiğit: Yetişmemiz gereken bir yer yok. Muhtemelen o yüzden bize, geç kalmışız gibi gelmiyor aslında.

Albüm yapmak hakikaten bu kadar çetrefilli bir süreç mi?
Arın: Biz müziğimizi duymak istediğimiz gibi icra ediyoruz. Belki kolay hazmedilir, radyolarda rahatlıkla çalınabilecek birşey ortaya koyuyor olsaydık, her şey daha kolay olurdu. Ama biz özgürlüğümüzü piyasaya koşullarına kurban etmedik. Bu taşlı yolu seçtik.
Koray: Albüm kaydımızı bile, konserlerden kazandığımız üç kuruş parayı bir araya getirerek, naçizane kişisel ve müzikal ilişkilerimizi kullanarak yaptık. Bir “gerilla taktikleri” durumu söz konusu yani… Çark, kendi kendini döndürdü.

Sizin için NokiaSupersound bir dönüm noktası diyebilir miyiz? O yarışmada halk oylamasında birinci, genel sonuçta üçüncü olmuştunuz.
Akay: Tek bir şarkıyla, “Derin” ile bir anda pek çok insana “Biz de varız” demeyi başardık. İnsanlar da, yakın bulmuş olacaklar ki, ilgi duydular. Halen o zamanlar bizimle ilgilenen, destek olan insanlarla haberleşiyoruz, konserlerimize geliyorlar. Neticede bir yerden başlamak zorundaydık. Biraz fonksiyonel olarak gördük o yarışmayı. Ankara’daydık o dönem ve buralarda pek de geniş bir çevremiz yoktu. Güzel bir girizgâh oldu.
Yiğit: Prodüktörümüz Tarkan Gözübüyük ile NokiaSupersound aracılığı ile tanıştık. Jüri üyesiydi. O zamandan itibaren iletişimi hiç koparmadık, en büyük kazançlarımızdan biri o oldu.

Siz de şaşırtıcı olmayan bir şekilde Ankaralısınız. Ankara’nın politik havası mıdır sizi böyle isyankâr bir grup yapan? Nelere başkaldırılarınız?
Arın: Ankara; bir milletvekili yoldan geçecek diye, birdenbire o yolun çevresindeki tüm yolların kapatıldığı, durup dururken sokağın ortasında taşlı sopalı eylemlerin başladığı, öğrencilerin yemekhane fiyatlarının artışını gitar çalarak ve şarkı söyleyerek eleştirebildiği bir yer. Ama bunları görmek için Ankara’da olmaya gerek yok. Otorite her yerde otorite; yasak, suç, ceza, mantık, baskı her yerde aynı…
Akay: Çevrenize baktığınızda insanların üzgün olduklarını görüyorsunuz. Bu bile yeterli bir neden başkaldırmak için.
Koray: Ben “şaşırtıcı olmayan bir şekilde Ankaralı olmak” kısmına takıldım. Eğer bunu piyasadaki son dönem egemen rock gruplarının orijinleri üzerinden değerlendiriyorsak, bunu en fazla Ankara’nın içe dönük hâlet-i ruhiyesine bağlayabiliriz. Neticede Ankara’da, İstanbul’un illüzyonu ve akıl çelen hareketliliği yok. Evde oturup gitar çalmak, birşeyler okumak, sohbet etmek daha cazip geliyor.

Bu ülkede, söyleyecek sözü olan sanatçıların kulakları gerçekten de görünmez bir el tarafından çekiliyor mu?
Arın: Artık dünya küçücük bir yer. Nerede ne oluyorsa, aslında burada da oluyor. Sorun diğer sanatçıların bunu neden, en azından denemedikleri. Deniyorlar ve kulakları çekiliyorsa ve buna direnç göstermiyorlarsa, bu onların sorunu. Bu iş bir misyon değil, vizyon meselesi. Biz albümde, derdimizi daha doğru biçimde nasıl anlatabiliriz diye düşündük, öyle yaptık, gemileri yaktık. Ne düşünüyorsak, ne hissediyorsak, o.

Kral Çıplak diyorsunuz. Kim bu kral?
Yiğit: Şarkı, müzik piyasasındaki dengesiz çıkar ilişkileri, sistemin dinamikleri ve müzisyenlere şekil vermeye çalışan yapım şirketleri hakkında.
Koray: “Senin adın benim. Senin malın benim. Benim canım senin. Ama burada geçmez sözün. Kral benim.” derken aslında, başka şarkılarımızda pek bulunmayan ironik bir yaklaşım var. Sen beni yönlendirmeye çalışıyorsun, sana aidim zannediyorsun, devam et; ama sen burada, bu sahne üzerinde, bu şarkının içinde yoksun; burada sadece biz varız ve sen buraya karışamazsın.

Arın, senin Foça Rock Tatili’nde Myspace sahnesini yıktığın dedikoduları dolaşıyor. Nedir işin aslı?
Arın: Mübalağa etmişler. Biz elimizden geleni yaptık. Sahne performanslarında, karşınızdaki kitle belirleyici oluyor; takdir edilecek bir şey varsa, seyircinin kendisidir.

Ne olursa, “artık olduk” demeye yakın hissedersiniz kendinizi?
Yiğit: Bizim öyle uçarı rock yıldızı hallerimiz ve hayallerimiz falan yok; biz elimizden geldiğince bu işi devam ettirmek, daha da sevmek ve en az şu anki kadar keyif almak istiyoruz.

http://www.myspace.com/kultr

Fotoğraf: Murat Akçay
Röportaj: Evren Müberra Ünal

Bu röportaj Hürriyet Gazetesi Kampüs ekinde yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok: