Çarşamba, Mart 25, 2009
My city, My Music: İstanbul
http://www.bbc.co.uk/iplayer/episode/b00j8gjy/International_Radio_1_Istanbul_Turkey/
Cumartesi, Ağustos 02, 2008
Londra-İstanbul illüstrasyon halleri





David Shillinglaw. Başlı başına bir yetenek. Yeterli değil tabii, harika demeliydik! Londra’nın göbeğinden çıkan bu olağanüstü illustrator geçtiğimiz aylarda sessiz sedasız İstanbul’a geldi, Siemens Galeri’de işlerini sergiledi ve aynı sessizlikte Londra’ya döndü. Genç sanatçıyla Old Street’te ayaküstü karşılaşıp küçük bir röportaj için kandırmaksa başlı başına bir şanstı. David’e yönelttiğimiz sorulardan öğrendik ki bizim her yerimizde kalbimiz varmış.
Henüz çok genç olmana rağmen son iki yıldır birçok sergide senin isminle karşılaşıyoruz. Hayır, bu durumdan hiç şikayetçi değiliz ama sanat sepet olaylarıyla ilişkin ne zaman başladı? Çok eski olmasa gerek?
Aslına bakarsan biraz eski diyebiliriz. En azından benim hatırlayabildiğim kadar eski…
Peki bu ilişki nasıl başladı?
Kendimi eğlendirmek için çizmeye başlamıştım ama iş olarak da gayet güzel gidiyor! Nasıl başladığının bir cevabı da yok aslında. İçinizden bir ses “yarat” diyor, sizi dürtüyor.
İşlerinde hangi teknikleri kullanıyorsun?
Kitaplara ve kağıt parçalarına küçük çizimler yapmayı seviyorum. Özellikle eski kitaplara… Sürekli sahafları dolaşıp ikinci el kitaplar alıyorum. Bunlar benim için vazgeçilmez çizim alanları… Çizerken her nevi kalem kullanıyorum. Keçeli kalemler, tip-ex’ler, boyalar… Elimin altında ne varsa işte.
Kapılar, kutular…
Ne bulursam. Geniş alanlarda çalışmayı da seviyorum. Sprey boyalar ve markerlar bunun için ideal. Aslında o an elimin altında ne varsa onu kullanıyorum diyebiliriz. Bu arada screen printing de seviyorum. Haritalar ve diyagramlardan da oldukça yararlanıyorum. Dünya üzerinde bir yerin ya da insan vücudunda bir parçanın çizgiler, paternler ve sembollerle yeniden yaratılmasından hoşlanıyorum.
Resimlerine oldukça sade çizgiler ve basit teknikler hakim. Hayal gücün dışında hiçbir şey karmaşık değil. Sadelik sözcüğü kulağa nasıl tınlıyor?
Bana hoş geliyor. Zaten benim işlerimin temelini karmaşık şeylerin kırılıp dökülerek en basit dile ve forma dönüştürülmesi oluşturuyor. Evrensel dil denen şeyden hoşlanıyorum. Resimlerim herkese farklı bir şey ifade etse de, umarım ki en nihayetinde herkes tarafından anlaşılıyor. Anlamaya çalışmayanı da en azından eğlendiriyor.
Mükemmelliyetçilik ve hatalar senin sanatında nasıl yer alıyor? Sen hangisini tercih edersin? Dürüst ol lütfen.
Dürüstçe: İkisi her zaman el ele. Mükemmel kusurlar güzeldir.
Klasik sanatçı sorusu: Efendim, çizerken nelerden etkilenirsiniz?
Klasik sanatçı cevabı: Her şeyden etkilenebilirim. Herhangi bir şarkı, yemek, diyalog, sokakta bulduğum bir şey… Bu sorunun cevabı günden güne değişir.
“Neden?” sorusunu sever misin?
“Nasıl?” sorusunu tercih ederim.
İnsan vücudunu çok iyi tanıyorsun. Hiç doktor olmayı düşünmüş müydün?
Anatomik diyagramlardan her zaman çok hoşlandım ama doktor olmayı düşünmemiştim. Ama insan vücudu gibi karmakarışık bir yapının parçalara bölünüp açıklanması ilgimi çekiyor. Benim resimlerim vücudun psiko-coğrafi durumunu teşhir ediyor. Sanırım herkes bu resimlerde kendisinden bir şeyler bulabilir!
Senin anatomik resimlerin çok eğlenceli. İlkokul sınıflarının duvarlarında asılı olsa hoş olurdu. Sence?
Resimlerimi eğlenceli bulduğuna sevindim. Eğer, ilkokullardaki eğitim daha kişilikli olsaydı resimlerimin o duvarlarda asılması da harika olurdu.
Senin mottonun babana ait olduğunu biliyorum. “Özgürlük, kendini disipline edebilmek için bir haktır.” Bu söz yaşamında sana ne kadar yardımcı oluyor?
Çok. Babam oldukça bilge bir adam.
Başka bilgece bir sözü var mı?
Bütün insanlar sıra dışıdır. Ama en sıra dışı işler sıradan kişilerden çıkar.
Kaos senin sanatında muhterem bir yere sahip. Sistemimiz bu durum karşısında alıngan olabilir. Gönlünü almaya ne dersin?
Düzen ve kaos da iç içedir. Düzene saygı duyuyorum ama kaosu da her zaman kucaklıyorum. Hayatımda karşılaştığım en güzel şeyler hep hatalardan ortaya çıkıyor.
Senin pipisinde ve kukusunda kalpleri olan insanlarını çok seviyorum. Sence o bölgelerimizde kalbimiz var mı?
İlginç olan her yerde insanların kalbi var.
Peki şu kelimler karşısında bize ne cümle kurarsın: Robot?
Emeği ifade eden Çekçe bir kelime. Aynı zamanda bir çeşit dans.
Dadaism…
Kurt Schwitters. Dadaizmin babası. Muhteşem bir hareket.
Tahta oyuncaklar…
Çok hoş.
Jimi Hendrix…
Dahi.
Underground müzik grupları…
Eskileri tercih ederim..
Televizyon…
Kötü bir bağımlılık ve zaman kaybı. “Kitlelerin afyonu” da denmiş zamanında. Aslında kötü programlar dışında televizyonla bir problemim yok. Hatta bir keresinde ekrana resim yapmıştım. Gördüğünüz gibi kanvas gibi de kullanıp yararlı bir şeyler yapabilirsiniz.
Londra…
Evim. Güzel vakit geçirdiğim yer.
İstanbul…
Sakinlikten çok uzak, renkli ve güzel bir şehir.
Whop Magazine
Perşembe, Eylül 21, 2006
Vega müziği hafife mi alıyor?

‘’Bu Sabah Bir Umut Var İçimde’’ isimli şarkılarıyla terk edilen sevgililerin yeni
aşklara yelken açmak yerine eski sevgilinin yolunu gözlemesine neden olan grup Vega, 3.albümleri ‘’Hafif Müzik’’i çıkarttı. Grubun dinleyicilerinin gözü hala giden sevgilide midir, bilinmez ama bundan böyle kulağı yeniden Vega’da olacak.
Son albümün üzerinden üç yıl geçti. Neden bu kadar beklediniz yeni albüm için?
Tuğrul Akyüz: Evet, biraz uzun bir süre ama sebebi biz değiliz. ‘’Tatlı Sert’’ Universal’dan kaynaklı nedenlerle geç çıkınca bu albümün çıkışı da gecikti. Gerçi iki albüm arasındaki çalışmaları düşününce normal bir süre sayılabilir bu.
Yeni albümünüzün hazırlık süreci nasıl geçti?
Deniz Özbey: Önce Tuğrul çalışmaya başladı. Üstüne ben çalışmaya başladım. Bu yaklaşık bir senelik bir süreç. Geçen Ekim ayından itbaren de Serkan Ekinik ile birlikte çalışmaya başladık. Son prodüksiyonunu hep birlikte yaptık.
Serkan Hökenek: 1 sene içinde 12 parça ortaya çıktı.
Tuğrul Akyüz: Aslında bir seneden bile daha kısa sürdü. Arada birkaç ay ara verdiğimiz de oldu.
12 parça yaklaşık 40 parça arasından seçilmiş.
Tuğrul Akyüz: Evet. Gerçi seçilme denemez pek. Diğer parçalar seçilmemiş değil. Zamansızlıktan dolayı albüme girecek şekilde üretemedik onları, bitiremedik.
Serkan Hökenek: En azından kendi yolunu bulup tamamlanan 12 parça oldu. Ama sonuçta hepsi önemli bizim için. Oldukça fazla kullanılmayan materyal var. İleri de onlar da bir şekilde değerlendirilecek mutlaka. Albümde yer almasalar bile, konserlerde dinleyicilerle paylaşılabilir.
‘’Hafif Müzik’’te tüm parçaların söz ve müzikleri size ait.
Deniz Özbey: Sözler ve vokal bana ait. Ama bir parça için ilk başlangıç çok önemli. Ve ilk başlangıçta Tuğrul var. Birkaç parça hariç tüm parçaların kalp atışını Tuğrul sağlıyor.
Parçalarınızın her zaman duygu yoğunluğu çok fazlaydı. Bu albümde de öyle. Bunu nasıl sağlıyorsunuz:?
Deniz Özbey: Tuğrul’un çok radikal bir hayat tarzı var ve bunu gitarına yansıtıyor. Ben de O’nun yaptığı müziği çok iyi hissediyorum. Çok beğeniyorum onun yaptığı besteleri, çok etkileniyorum ve büyük bir hevesle atlıyorum parçaların üstüne. Dolayısıyla sözler de bu şekilde yoğunluk kazanıyor. Müzikal bir yoğunluk aslında bu
Serkan Hökenek: Genelde Tuğrul besteleri yapıyor. Üzerine Deniz ekliyor. Tuğrul alıyor ve yine Deniz’e gidiyor…Sonra Deniz son haline getiriyor sözleri. En son prodüksiyon aşamasına geçiliyor. Herkesin katkıda bulunduğu bir süreç bu.
Bu albümde kimlerle çalıştınız?
Tuğrul Akyüz: İlk defa Vega dışından birisiyle albümün yapımı sırasında çalıştık. O da Serkan Hökenek. ‘’Tatlı Sert’’in remix’lerini üstlendiği sırada keşfettik ve o dönem kafamıza koyduk onunla birlikte çalışmayı. Çok güzel anlaştık. Müzikal zevkimiz de yakın, hatta neredeyse aynı!
Serkan Hökenek Albümün geneli zaten üçümüz tarafından evde yapıldı. En son Çağlar Türkmen maestring’ini yaptı ve bu hale geldi.
Sizi dinleyenlerin en çok sevdiği parça ‘’Bu sabahların Bir Anlamı Olmalı’’ydı. Her yeni albümde bir öncekinden daha iyi olanı yaratma isteği göz önüne alınırsa, sizce yeni albümünüzde bu parçanın yerini alacak bir parça var mı?
Tuğrul Akyüz: Albümden en sevdiğimiz parçayı biz seçemiyoruz. Hepsi çok iyi.Yani o seçim dinleyiciye bağlı olarak oluşacak bir şey. Ayrıca albümün tüm yükünü bir parçanın almasından da hoşlanmıyorum. Öyle tek parçalık albümleri dinlemekten de zevk almıyorum.
Albümün isminde biraz ironi mi var? Neden Hafif Müzik?
Deniz Özbey: İroni ve temenni karışımı bir şey. Kendi adımıza ‘’Umarım, bu albümün çalışması eğlenceli ve sevgi dolu geçer’’ diye dilemiştim. Yani bu bizim zevk aldığımız bir albüm temennisiydi. Öte yandan da ‘’Hafif Müzik’’ bizim için çocukluğumuzdan kalma, şeker, nostaljik bir kavram. Kimse bu müziğin tam olarak ne olduğunu bilmez. Sadece bir gülümsersin. İnsanlar da albümü eline aldıklarında gülümsesinler istedik. Çünkü biz gülümsüyoruz.
Tuğrul Akyüz: Albümün ağır bir albüm olduğuna inanıyoruz. İçerik olarak oldukça dolu. Bu açıdan Hafif Müzik’le arasındaki tezatlık hoşumuza gitti.
Bir Ankara parçanız var. Ankara’da bırakılan bir sevgili mi?
Deniz Özbey: Hayır, İstanbul’da bırakılan bir sevgili! Aslında bırakılan bir sevgili de yok. Hayali bir şey o. Vega olarak bizim İstanbul dışında verdiğimiz ilk konser Ankara konseriydi. Bir ekip olarak bize ayarlanan bir minibüse bindik ve yola çıktık. İstanbul’dan ayrıldığımızda yağmur yağıyordu, Ankara’ya yaklaştıkça bu kara dönüştü. O yolculuğun bende yarattığı duygularla yazılmış bir şarkı o.
Ankara’yla aranız nasıl?
Deniz Özbey: Beni bıraksan nerede olduğumu bulamam ama çok seviyorum Ankara’yı. Çok muntazam bir şehir. İstanbul’a göre daha bir aile yeri gibi değil mi?
Serkan Hökenek Ama biz İstanbul’da yaşamaktan çok memnunuz.
Deniz Özbey: Tamam canım İstanbul’a küfür mü ettik? İstanbul sevgilimse, Ankara karım gibidir!
Albüm kapağında Rober Smith’e de teşekkür etmeyi ihmal etmemişsiniz.
Deniz Özbey: Biz onu akrabadan sayıyoruz. Çocukluk kahramanımız. O bizim ilk bir araya gelişimizdeki ortak noktamız. Ayrı bir yeri olduğu için, duyar mı duymaz mı bilinmez ama, biz uzaktan teşekkür etmek istedik.
Önümüzdeki günlerde neler var?
Deniz Özbey: Konserler olacak. Ben aslında hemen öbür albümün çalışmalarına başlamak istiyorum. Hem malzeme hazır hem de albüm yapılma sürecinin elektriğini çok seviyorum. Bu albümde mix’in bittiği gün hüngür hüngür ağladım. O ana kadar yaşadığım çok özel bir duygunun bittiğini hissettim ve çok üzüldüm.
CP
