Sinemanın asi çocuğu Johnny Depp, Babyshambles ön adamı Pete Dhorety ve The Killers’tan Jamie Hence derken podyumların kıdemli süper modeli Kate Moss, yaşam tarzını sevgili seçimiyle biraz olsun ortaya koyanlardan: Asalet şu kenara bize rock’n roll ruhu gerek!
Dünyanın en çok rağbet gören markalarından biri olan Topshop’un moda tasarımcıları arasında yer almak için illa Londra Moda Okulu’ndan mezun olmanız gerekmiyor. Keşke gerekseydi, şansımız biraz olsun artabilirdi. Onun yerine buğulu bakışlarınız, uzun bacaklarınız ve bütün gözleri üzerine toplayan kişilik sahibi bir giyim tarzınız varsa da olur. Kate Moss gibi.
Neredeyse 8 sezondur Topshop’la işbirliği içinde olan süper model Kate Moss’un yeni koleksiyonu Christmas bahanesiyle vitrinlerdeki yerini aldı. Yeni tasarımların tanıtım modelliğini de tabii ki 34 yaşını geride bırakan Kate’in kendisi üstlendi. Fotoğrafçı ikilisi Mert ve Marcus elinden çıkan karelerde asi modelin dumanlı gözleri ve yataktan yeni kalkmış imajı yaratan dağınık saçları yeni kreasyonun da ruhunu yansıtıyor: Rock’n roll-glam.
Moda üzerine verdiği söylevlerde dışarı çıkarken özellikle hazırlanmadığını, o anki duruma göre eline geçeni giyindiğini söyleyen Kate’e inanasımız gelmiyor tabii ki. “Sıkça çıktığım seyahatler sayesinde kocaman bir vintage koleksiyonu oluşturdum. Severek giyindiğim bir sürü 2. el kıyafetim var ki her birinin ayrı bir hikayesi olduğuna inanıyorum.” diyen Kate, son koleksiyonunu hazırlarken dünyanın her bir köşesinde karşısına çıkan vintage kıyafetlerden de etkilenmiş. Demek oluyor ki modelin ikinci el kıyafetlere olan düşkünlüğü Yılbaşı gecesi birçoğumuzun Audrey Hepburn ya da Marilyn Monroe’ya dönüşeceğinin bir sinyali olabilir.
Yeni Kate Moss Topshop, eskilerin nezih sadeliğinin yanında şimdinin rock’n roll ruhunu da ortaya koyuyor. Kate’in ikonik rock’n roll görünüşü yırtık jeanslere ve skinny deri pantolonlara yansıyor. Işıltılı tşörtler, vintage etkileşimli bluzler ve süslemeli detaylardan oluşan pantolonların yanında üste iki beden büyük tiftik yününden kazaklar da “soğuk” ve “şıklık” ikileminden bizi kurtarıyor ve “Şık kadın da üşür” sloganını literatüre kazandırıyor.
Yeni koleksiyonda yer alan tüm parçalar aslında Kate’in kendi dolabının bir yansıması. Modelin geçtiğimiz haftalarda pazar çantasıyla sokakta dolaşması manşetlerde yer aldıktan sonra tanesi 2 pounda satılan bu çantaların satışında patlama yaşanmıştı. Yani buna “Kendi stilini kendin yarat” dolabı da diyebiliriz.
İşinden ziyade özel hayatıyla gündemde olan ve etrafa göre değil, kafasına göre takılmayı tercih eden Kate, sıra giyinmeye geldiğinde de yanlızca içinde bulunduğu ruh haline bakıyor. Sonradan yaratılmış bir kimlik yerine, kendi zevkine göre giyinen Kate Moss’un aşırı ve keskin duran tarzını çok sevmemizin altında modelin bizzat kendisini bulmamız saklı olabilir.
Perşembe, Temmuz 02, 2009
Çarşamba, Temmuz 01, 2009
hem plastik hem fantastik
“Ben sizin yaşınızdayken Pluton bir gezegendi” demek için biraz daha zamanımız var, ama “Vay be, ne yıldın sen 1982...” demenin birileri için tam zamanı şimdi. Neden? Çünkü o yıl, Kara Şimşek milyonları ekran başına kilitledi. Sony, ilk kompakt disk player’ı piyasaya sürdü. Michael Jackson’ın “Thriller” albümü eğlence sektörünün en çok satan albümü olarak yayınlandı. Commodore 64 üretilerek 595 Amerikan Doları üzerinden satışa sunuldu ve dokuz gezegenin hepsi güneşin aynı tarafında hizaya geldi. En önemlisi olmasa da konumuz açısından en bağlayıcı olanı, Lomo Kompakt Automat Sovyet Rusya tarafından üretime geçirilerek günümüzün Lomography topluluğunun kurulmasına ön ayak oldu.
Dünyanın her bir köşesinden çılgınca yükselen “Anne, bana Lomo al!” çığlıklarına biz de daha fazla sessiz kalamadık ve Lomopraphy’nin kısa tarihine bir göz attık. Yıl 1992. Matthias Fiegl ve Wolfgang Stranzinger adlı Viyanalı iki Pazarlama öğrencisi gezi amaçlı gittikleri Çekoslovakya’da yanlarına fotoğraf makinası almadıklarını fark ederler. Kendilerine ucuz bir kamera ararlarken gözleri tezgah üzerindeki plastik, 35 mm Lomo Kompakt Automat’a takılır ve gözlerinde dolar işareti beliriverir. İşte Lomography hareketinin bugün 500 bin üyeye ulaşan serüveni böylece başlar.
Sovyet Lomo’nun yanına bu sefer Hong Kong’ta üretilen Çinli kardeşi Holga ile Fisheye, ActionSampler, Frogeye, Oktomat, SuperSampler, ColourSplash ve Diana gibi modeller katılarak Lomography ailesi giderek genişledi.. İsmi “çok parlak” anlamındaki “Ho Gwong” kelimesinden gelen Holga, Avrupa pazarında kısa zamanda büyük ilgi gördü. Lensleri bile plastikten yapılan Holga, profesyonellikten zerre nasibini almamış bir oyuncak kamera olarak tanımlanıyor. Ama Holga’yla şipşakçılık oynayan onbinlerce insanın yüzbinlerce fotoğrafı gösteriyor ki sonuçlar oldukça profesyonel. Elbetteki çok güzel fotoğraflar yakalamak kullanıcının becerisine ve keşfetme gücüne kalmış.
Lomo kameralarla çekilen fotoğrafların en göze çarpan özelliği ise, kesinlikle göze çarpması! Fazlaca patlamış renkler, çok yakın çekimler, kimi zaman bulanık ve vintage havası veren solmalar ve kutsanan kazalar Lomo tekniğinin parçaları olarak kabul edilebilir. Lomography, kullanıcılarını istedikleri kadar dikkatsiz olmaya ve gelişi güzel çekim yapmaya teşvik eder. Bir zamanların fotoğrafçılık literatürüne geçmiş “Kodak anı” konsepti, Lomography’de “Düşünme, sadece çek!” mottosuyla karşılık bulur. Anlaşılacağı üzere aslında Lomography’nin hiçbir tekniği yoktur. Olanları da biz uydurduk!
Çok hafif olan Lomo kameraların en büyük güzelliği her anımıza eşlik edebilmesi. Mekanizması çok basit ama anlaşılması çok güç olan Lomo’lara oyuncak fotoğraf makinası demek haksızlık olur. Çünkü Lomo bize dünyanın aslında nasıl bir yer olması gerektiğini gösteren bir mucize kutusudur. Bir Lomo kameranız varsa en beklenmeyen sonucu beklemeyi öğrenirsiniz. Çünkü kendisi sürprizlerle doludur.
Moskova, New York, Tokyo, Berlin, Viyana, Havana, Köln ve Madrid gibi şehirler başta olmak üzere 35 ülkede şubeler açan, sergiler ve partiler düzenleyen Lomography’nin hayran kitlesi arasında Brian Eno, Moby ve David Byrne gibi isimler de yer alıyor. Peki bu çılgınlık nereye gidiyor? Lomo Dünya Arşivi projesine... Dünyanın en büyük fotoğraf arşivlerinden birisi olmaya aday olan bu projede yüzbinlerce Lomo takipçisinin fotoğrafları yer alıyor.
Peki neden dünyanın birçok köşesinde bu kadar insan delirmiş gibi, aynı anda elinde bir Lomo fotoğraf çekiyor? Belki bunun nedeni herhangi bir profesyonellik gerektirmemesi ve eline alan herkesi eğlendirmesi ya da şeker gibi yenmek istenmesindedir.
Lomo’nun Kısa Tarihçesi:
1982: Lomo Kompakt Automat, Rusya’da; Holga ise Hong Kong’ta üretilmeye başlandı.
1992: İki uyanık Viyanalı üniversite öğrencisi, Prag’ta Lomo’yu keşfetti ve üye sayısı 500 bini geçen Uluslararası Lomography Topluluğu’nu kurdu.
1994: İlk uluslararası Lomo sergisi New York ve Moskova’da eş zamanlı olarak düzenlendi.
1995: İlk olarak Berlin’de kurulan Lomography elçilikleri dünyanın her bir köşesine yayıldı. Günümüzde sayıları 60’a ulaştı.
1997: Lomography, lomography.com adresiyle online topluluk haline geldi. Topluluk, aynı yıl ilk Lomo film projesi Lomo TV’yi yayına soktu.
1997: İlk Lomo Dünya Kongresi, Madrid’de düzenlendi.
1999: ActionSampler Dünya Şampiyonası düzenlendi.
2000: Lomo Olimpiyatları düzenlendi.
2001: Lomography, ilk mağazasını Viyana’da açtı.
Kaynak: http://www.monomundo.com/
Fisheye fotoğraflar: Saygın Olgu Ünal
Çarşamba, Haziran 10, 2009
Ok, I am AJ Fosik



AJ Fosik, aslen post-endüstriyel Michiganlı. Şu aralar Philadelphia'da yaşıyor. Tahtadan üç boyutlu "resim?"ler yapıyor. İşlerini Brezilya ve Fransa'da sergileme fırsatı buldu ve şimdiki sergisi San Frandisko'da başlıyor. Biz netten takipteyiz. Güzel renkler bunlar, tahta kafalar...
"There's Aliens in Our Midst"
AJ Fosik solo show
June 13- July 4, 2009
@White Walls
835 Larkin St. @Geary
http://www.whitewallssf.com/
Çarşamba, Nisan 08, 2009
Rock’n Roll ruhuyla Topshop!



Dünyanın en çok rağbet gören markalarından biri olan Topshop’un moda tasarımcıları arasında yer almak için illa Londra Moda Okulu’ndan mezun olmanız gerekmiyor. Keşke gerekseydi, şansımız biraz olsun artabilirdi. Onun yerine buğulu bakışlarınız, uzun bacaklarınız ve bütün gözleri üzerine toplayan kişilik sahibi bir giyim tarzınız varsa da olur. Kate Moss gibi.
Neredeyse 8 sezondur Topshop’la işbirliği içinde olan süper model Kate Moss’un yeni koleksiyonu Christmas bahanesiyle vitrinlerdeki yerini aldı. Yeni tasarımların tanıtım modelliğini de tabii ki 34 yaşını geride bırakan Kate’in kendisi üstlendi. Fotoğrafçı ikilisi Mert ve Marcus elinden çıkan karelerde asi modelin dumanlı gözleri ve yataktan yeni kalkmış imajı yaratan dağınık saçları yeni kreasyonun da ruhunu yansıtıyor: Rock’n roll-glam.
Moda üzerine verdiği söylevlerde dışarı çıkarken özellikle hazırlanmadığını, o anki duruma göre eline geçeni giyindiğini söyleyen Kate’e inanasımız gelmiyor tabii ki. “Sıkça çıktığım seyahatler sayesinde kocaman bir vintage koleksiyonu oluşturdum. Severek giyindiğim bir sürü 2. el kıyafetim var ki her birinin ayrı bir hikayesi olduğuna inanıyorum.” diyen Kate, son koleksiyonunu hazırlarken dünyanın her bir köşesinde karşısına çıkan vintage kıyafetlerden de etkilenmiş. Demek oluyor ki modelin ikinci el kıyafetlere olan düşkünlüğü Yılbaşı gecesi birçoğumuzun Audrey Hepburn ya da Marilyn Monroe’ya dönüşeceğinin bir sinyali olabilir.
Yeni Kate Moss Topshop, eskilerin nezih sadeliğinin yanında şimdinin rock’n roll ruhunu da ortaya koyuyor. Kate’in ikonik rock’n roll görünüşü yırtık jeanslere ve skinny deri pantolonlara yansıyor. Işıltılı tşörtler, vintage etkileşimli bluzler ve süslemeli detaylardan oluşan pantolonların yanında üste iki beden büyük tiftik yününden kazaklar da “soğuk” ve “şıklık” ikileminden bizi kurtarıyor ve “Şık kadın da üşür” sloganını literatüre kazandırıyor.
Yeni koleksiyonda yer alan tüm parçalar aslında Kate’in kendi dolabının bir yansıması. Modelin geçtiğimiz haftalarda pazar çantasıyla sokakta dolaşması manşetlerde yer aldıktan sonra tanesi 2 pounda satılan bu çantaların satışında patlama yaşanmıştı. Yani buna “Kendi stilini kendin yarat” dolabı da diyebiliriz.
İşinden ziyade özel hayatıyla gündemde olan ve etrafa göre değil, kafasına göre takılmayı tercih eden Kate, sıra giyinmeye geldiğinde de yanlızca içinde bulunduğu ruh haline bakıyor. Sonradan yaratılmış bir kimlik yerine, kendi zevkine göre giyinen Kate Moss’un aşırı ve keskin duran tarzını çok sevmemizin altında modelin bizzat kendisini bulmamız saklı olabilir.
Kaynak: Whop
Çarşamba, Mart 25, 2009
My city, My Music: İstanbul
Here is a radio documentary about İstanbul and it's fantastic sound. You will like it!
http://www.bbc.co.uk/iplayer/episode/b00j8gjy/International_Radio_1_Istanbul_Turkey/
http://www.bbc.co.uk/iplayer/episode/b00j8gjy/International_Radio_1_Istanbul_Turkey/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
