Cumartesi, Ekim 30, 2010

Diego'ya...



Senden ne zaman vazgeçtim?

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden "sen" olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

Frida Kahlo

Çarşamba, Eylül 01, 2010

işte festival: Burning Man!



Festival mi görmedik? Gördük, hem de nicelerini ama sorsanız en çok hangisine gitmek isterdin diye, işte cevabım bu. Üstelik Glasto'yu bile 2. sıraya yerleştiririm Burning Man için. ABD'nin Nevada eyaletinde Black Rock City çölünde yapılan gerçek bir kollektif festival. En merak ettiğim kısmı ise, festival sonunda Burning Man'in adına yakışır şekilde yakılması.



http://www.burningman.com/

Perşembe, Temmuz 29, 2010

Kürt sorunu beni yaşlandırdı



Toplumca derin, sancılı bir süreçten geçiyormuşuz. İnegöl ve Dörtyol'da yaşanan olaylar, Kürtlerin kurul kararıyla Ordu'da fındık toplamaya alınmaması, bir Türkün artık rahatça doğuya gidememesi gibi olaylar ülkenin bir iç savaşa doğru gittiğinin göstergeleriymiş. (Gerçi bizim beyaz Türkler ellerinde mojitolarıyla Diyarbakır'a turistik geziler düzenlemiyor muydu?) PKK'nın 30 yıldır silahla yapamadığını AKP "açılım"la bir yılda yapmış.

Bunların farkındayım zaten. Velhasıl her sabah ofiste çalışıyo gibi görünüp üç gazete okurum köşecileriyle beraber. Gel gör ki dostum ben yaşlandığımı hiç fark etmemiştim lan?

Bilen bilir, ben eskiden çok sıkı solcuydum. Lisedeyken 60 kişiyi Emirgan Korusu'nda toplayıp okulda devrim yapmayı vaad etmişliğim vardır. Etraftan geçen orman 31'cilerini de o akılla sivil polis zannedip topluluğa matematikten bahsederdim. Tehlike geçince bir dahaki toplantı için beden eğitimi dersinde 4-C sınıfında toplanmayı önermiştim. Ne de olsa solcu adam beden dersine katılmaz, boykot edebileceği en kolay derstir. Sonracıma, silah arkadaşım vardı bi tane. Bahçeden okula doğru bakar "Oğlum sallandırıcaz orak çekiçli bayraa müdürün odasından di mi lan?" derdik, sonra omuz atıp birbirimizi ajite ederdik. Dershane sınavlarından kaçıp (hatta bir keresinde solcu olduğuna emin olduğum bi hocadan izin de almıştım eyleme gitmek için)1 Mayıs ve 8 Mart'a gitmişliğim de vardır. Çok etkili bir öğrenci lideriydim sözün özü. Bence bütün örgütlerin bende ve müritlerimde gözü vardı.

Neyse, çok coşkulu günlerdi. Ben gençtim. "Ülkede iç savaş var" tespitlerim son tahlilde babamın ağzıma sıçmasıyla son bulurdu. "Kim sokuyo bu saçma sapan fikirleri kafanıza, yeni nesil nato kafa nato mermer" derdi.

Şimdi büyüdüm, Top Shop çıkışlarında Taksim'de bir eyleme denk gelirsem uğruyorum eski günlerin hatrına. O kadar... Ama bu akşam büyüdüğümü Kürt sorunuyla anladım. Babam, beni karşısına aldı. Sanki vasiyet bırakıyormuş gibi sitemkar bir ses tonuyla "Kızım, ülkede iç savaş var." dedi. Ben böyle bakakaldım. Saçmalama baba yaa, bizim ajansta bi tane Maho var, çok iyi çocuktur Batman'lı ama görsel çok şeker. Biz gayet iyi anlaşıyoruz" dedim. İşte örnekler saydı döktü önüme. Gittiği beyin cerrahı profesör bile "Bu sorun iç savaşsız çözülmez" diyormuş, ülke işte bu hale gelmiş. Uyanık olmalıymışım, Kürtler yoksa bizi öldürebilirmiş. "Yaa ama baba benim dedem, dolayısıyla sen, ordan ben de Kürt değil miyiz.." Höst, dilini bilmez, kültürünü bilmeyiz, hayatımızda oraları görmemişiz nerden Kürt oluyomuşuz, hem her sabah kalkınca yüzümüzü yıkarken "Lahavle ne mutlu Türküm diyene" diyormuşuz falan pişman etti söylediğime söyliceğime..

Son noktayı koymam zaten beni yerimden kaldırıp klavye başına geçirtti. Baba yaa ben lisedeyken, "ülkede iç savaş var" dediğimde "daha toysun" diyodun ama? Anladığım odur ki kişisel siyasi tahliller insanın yaşına göre değişiyor. Ben yaşlanıyorum, babam giderek delikanlı oluyor. Ne göz kenarı çizgilerim, ne evlenme ne de kariyer telaşım; bir Kürt sorunu yetti gerçeği suratıma çarpmaya.

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

gözaltına alınmışım



sabah ofise gelirken köşedeki büfeden gazetemi aldım. öğleden sonra toplantı var, topuklu giymişim. bi yandan yürümeye çalışıyorum bi yandan yere kapaklanmadan başlıklara göz atmaya çalışıyorum; "İstanbul Utancı", "Sahtecilik" falan derken bi baktım ilk sayfada üçüncü manşetten benim imzamın haberini vermişler. imzam gözaltına alınmış. üstelik kendi gibi 160 bin arkadaşıyla birlikte...

hakikaten üzüldüm, içim buruldu. ben ilkokulda giydiğim asit kafalı tişörtü bile hala atamazken, bütün sevgililerimi evladım gibi sahiplenmişken imzamın... bire bir, her şeyiyle bana ait olan ve beni ve benim fikirlerimi temsil eden bu yegane varlığın gözaltında olması beni şaşırtmadı, öfkelendirmedi (zira alışığız) ama hüzünlendirdi.

hayır, bi suçu da yok çocukların. 160 bin imza bi araya gelmişler, "Akkuyu'da nükleer istemiyorum" "Türkiye nükleer istemiyor" demişler. Bu imzalar meclise ulaştırılmaya çalışılırken de yolda gözaltına alınıyorlar. Greenpeace'te Erhan, Hilal ve Yiğit var. Onları alın göz altına, allah alla benim imzamın ne işi var orda. üstelik ıslak bile değil.

ıslak imza demişken, ergenekon diye bir örgüt uydurup cahil tabanlarına bu ülkenin asker, yazar gibi vatanserver kişilerini terörist gibi göstermeye çalışan hükümet fena yan bastı. bir kere, dursun çiçek'in olduğu iddia edilen ıslak imzanın aynısı imza makinasıyla atıldı. savcınınki bile atıldı. sonra, Çiçek "askeri belge öyle değil, böyle hazırlanır" diyerek iddianameyi hazırlayanlara ne kadar cibilliyetsiz olduklarını bir kez daha gösterdi. sonra Taraf gazetesinin zikir babalarından,kocası CIA ajanı olduğu iddia edilen Yasemin Çongar Amerikan NPR radyosunda, şok şok şooook diye yayınladıkları "Balyoz Harekat Planı"nı kendilerine başbakan RTE'nin verdiğini itiraf etti.

şimdi kimse benim karşıma, "al kardeşim, bu senin imzan. serbest bıraktık" diye çıkmasın, fena bozarım.

Pazartesi, Haziran 28, 2010

Bakire misin G20 mi?





Gelişmiş 20 ülke patron temsilcilerinin sermayenin gidişatı ve küresel ekonomi üzerine kelam edecekleri G20 toplantıları fotolarda göreceğiniz üzere Toronto'da başladı. Gururlansam mı bilemedim, fakir devletleri çeşitli yaptırımlar ve sözde küresel ekonomik çözümlerle daha da fakirleştirecek bu gelişmiş 20 ülke arasındaymışız. Nasıl oluyor ben anlamadım, etrafımda ben dahil birçok insan kriz nedeniyle maaş alamazken, bindiğim her taksi şoföründen "öldük abla, battık, ben de taksiye girdim" lafını duyarken biz hangi ara geliştik, kaçırdım.

Bu sadece işin ekonomik boyutuna şaşkınlığım. Geçen gün Beşiktaş ışıklarda karşıdan karşıya geçerken az kalsın araba altında kalıcak olmasına aldırmadan gözleri şortuma takılı "kancık, her bi yanı açık" diyen bi teyzemiz var bizim. eminim her mahallede de var bundan. ben tabii iyi niyetli bi ülke evladı olarak, teyzenin bastonunu kafasına geçirmek yerine gülümsedim sadece. işte biz G2o'deyiz ya çok şaşkınım.

Öte yandan, biliyorum bu ekonomi toplantısı "ne alaka" diceksiniz ama fırsat buldum, giydirmem lazım zihniyetimize.. diyorum ki, bizim hastanelerimizde 6 yıl tıp okuyup kafanın içi yine tak tak bomboş kalan, kadın hastalarına hala "evli misin, bekar mısın" diye soran doktor bozuntuları var. hayır, gittim başhekime şikayet ettim, Levent Hastanesi, dur isim de vereyim. Dedim doktorunuz ne hakla bana evlilik cüzdanı sorar, hangi zihniyetle? dedi, "aaa hanfemdi, muayene için sormamız şart" lan laf mı anlamazsınız, o kadar kalın kalın kitapları o kalın kafanız nasıl aldı? biz de adam gibi doktorlar da var, kimsenin özel hayatını yargılamanın haddine düşmediğini bilen ve "bakire misin, kız mısın" gibi daha amaca yönelik sorular soran. tey allahım... derdimi anlattım ben aynen böyle, "aa haklısınız" dedi bu sefer. ama bence aman bu şirretle mi uğraşcam dedi başından savdı.

isyanım var ya.. iki yüzlü davramaya isyanım var benim. kardeşim dış borcun sumo güreşçisinin kıçı kadar olmuş, üretimi sıfır, vatandaşının pantolu var donu yok, en eğitimli doktorların bile alık, teyzelerin ekonomik sıkıntıdan yolda gördüğü açık kızlara sarmış hala ne işin var o G20'de. ben seni böyle de seviyorum zaten. ben buyum de, çekil köşene mutlu mesut beraber yaşayalım. o vakit o doktoru da teyzeyi de tayyibi de çekerim sineye.